• Bugün Görüntülenme: 1168
  • Dünkü Görüntülenme: 2954
  • Toplam Görüntülenme: 9887746

BELEMTÜRK’ÜN ÖĞRETMEN / EĞİTİMCİ KÖŞE YAZARI ZÜLBİYE AYAZ’IN YENİ KÖŞE DİZİSİ

26 Mayıs 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2021 defa okundu. defa okundu.
BELEMTÜRK’ÜN ÖĞRETMEN / EĞİTİMCİ KÖŞE YAZARI ZÜLBİYE AYAZ’IN YENİ KÖŞE DİZİSİ

KİMİNİN PARASI, KİMİNİN DUASI!..

Esnaflıkta bir tabir vardır, kiminin parası, kiminin duası diye. Bu ifade Avrupa’da doğmuş gençler için belki çok şey ifade etmez. Ama bizim nesil, Türkiye’de büyüyüp, sonradan hasbel kader Avrupa’ya gelip yerleşmiş olanlarımız bunu çok iyi bilirler. Küçük esnaftan alış-veriş yaptığınızda pazarlık yapmak adettendir. Bir ürün alırken kendini mecbur hissedersin hep söylenilenden daha düşük paraya almaya. Fiyatı biraz düşürtünce de senden mutlusu yoktur. Bazen esnaf siftah yapamadığından aldığı fiyattan sattığı olur ürününü. İnanışımıza göre, günün ne kadar erken saatinde siftah yapılırsa o kadar müşteri gelir arkasından. Hatta dükkanı açtıktan sonra gün içinde yapılan ilk satıştan alınan o para yere atılır, bir süre yerde kalır, bereket getirsin diye. Hele bir de o ilk müşteri ayağını sürüyerek geldiyse değmeyin esnafın o günkü keyfine. Bunlar globalleşen dünyanın getirisi (ya da götürüsü demek daha doğru olabilir) ile küçük esnafların yerlerini süpermarketlere bırakması ile bu geleneğimizin de bir çok diğerleri gibi kaybolup gitmeye yüz tutmasına sebep oldu. Şu anda hiç bir süper markete gidip bir ürün için pazarlık yapamazsınız. 1 centiniz bile eksik olsa maalesef o ürünü alıp evinize gidemezsiniz.

Bizim çocukluğumuz böyle geçti. İlçede büyüdüğümüz için dükkanlar hep küçüktü. Süper marketler yoktu bizim ilçede o dönemde. Herkes herkesi tanır, aşağı yukarı da alım gücünü bilirdi. O nedenle de pazarlıklar biraz kişiden kişiye göre de değişirdi. Esnaf maddi durumunun çok parlak olmadığını bildiği bir kişiye alış fiyatından ya da altında bir mal sattığında “olsun, kiminin parası, kiminin duası!’’ derdi. Bilirdi ki, ne zor koşullarda yaşıyor o insan, belki de çoluğunun çocuğunun rıskından keserek almak zorundaydı o malı. Elinde son kalan parasıyla evine dönerken o akşam çocukları için pişirmesi gereken yemekliği alacaktı. İnsanlarımız ince fikirliydi. Düşünürdü bunları. Ve o durumda zararına bile olsa verirdi o malı müşterisine. Elbette insanlarda minnettardı, bilirdi karşısındakinin kıymetini. Elinde kalan son parasıyla akşam yemekliğini alıp, evine dönerken içinden de duasını eksik etmezdi.

Çocuk denecek yaşlarda bunu çok irdelemiyorsunuz, diğer duyduğunuz birçok söylemde olduğu gibi. Duyup, geçiyorsunuz. Tabiri caiz ise, bir kulağınızdan giriyor, diğerinden çıkıyor… Yaş kemale erince, nedense insan hep gençliğinde ve çocukluğunda yaşadıklarını film şeridi gibi gözünün önünden geçiriyor. Bizim çocukluğumuzda büyüklerimiz böyle olduğunu söyler, biz onları yine kulağımızın ucu ile dinler, geçerdik. Şimdi sıra bize geldi. Hani yaş kemale erince yazdım ya yukarıda, galiba bizim yaşlarda yavaş yavaş erişti o zamanlara…

Bu noktada farkediyorsunuz ki, paradan çok daha değerli kavramlar var dünyada. Kiminin parası, kiminin duası demenin ne demek olduğunu. Meğerse birinin hayatına dokunup onun hayır duasını almak çok para kazanmaktan çok daha değerliymiş bu dünyada. Bu kavanoz dipli dünyada geçirmemiz gereken zamanı geçirip, sonsuzluğa yol alırken çok paralar kazanıp mal mülk edinmiş olanlar da, bu şansları yakalayamamış ya da yakalasa da onu değerlendirememiş olanlar da ebediyete intikal ederken aynı koşullarda uğurlanıyor. İnsan şöyle bir oturup düşünüyor. İnsanca yaşayacak kadar koşullara sahip olduktan sonra fazlası için hayatınızı adamak ne kadar doğru? Oysa ki, bir insanın hayatına dokunduğunuzda ve hayır duasını aldığınızda oluşacak haz ise sanırım belli bir olgunluk seviyesindeki insanlara nasip olacaktır.

Önceleri bu kavram “insanların hayır duasını almak’’ olarak tabir edilirdi. Şimdi ise, moda tabiriyle “hayatına dokunmak” olarak ifade ediliyor. Şöyle bir düşünün; hayatınızda kaç insanın hayatına dokunabildiniz? Ya da hiç insanların hayatlarına dokunabildiniz mi acaba? Sadece kendiniz için mi çalışıp, kazanıp yediniz, içtiniz ve gezdiniz? Bu dünyayı yaşamanız gerektiği en güzel şekilde yaşadınız ve bu nedenle çok mutlu ve huzurlu musunuz? Ya da bunları yaparken başka insanların da yardıma ihtiyaç duyduğu konularda onlara destek olup, ellerinden tuttunuz mu? Hangisidir acaba insandaki bu hazzı doruk noktasına ulaştıran? Bu yazıyı okuyan herkes elbette ki benimle aynı fikirde olmayacak. Bazıları diyecek ki, “ben çalıştım, çabaladım, gecemi gündüzüme kattım, bir başarı elde ettim. Diğerleri de bunu yapsın, bundan bana ne?’’ Diğer bir grup insan da düşünecek ki, “Evet, tam da benim duygularıma tercüman oldun. Ben de aynı düşünüyorum ama kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemiyordum. Teşekkür ederim hislerime tercüman oldun.’’ Sizin hangi grupta yer aldığınızı bilemiyorum elbet, ama kendinizi bahsi geçen ikinci gruba dahil görüyorsanız ne mutlu size. Demek ki, belli yaşanmışlıklarınız var ve bu yaşanmışlıklarınızı olumlu davranışlara dönüştürebilmişsiniz. Her insan hayatı boyunca bir çok şey yaşar, ama sadece bir bölümü bu yaşanmışlıklardan bir ders çıkarır ve belli bir olgunluğa ulaşabilir. Diğerleri ise, yaptıkları hataları tekrarlamaya, ders çıkartmamaya ve ne yazık ki bir olgunluğa erişmeden yaşamlarını tamamlamaya mahkumdurlar. Bu noktada tercih elbette ki kişinin kendisinindir.

Bir insanın hayatına dokunmak için elbetteki yakın çevrenizden olması gerekmez. Hayatınızda hiç görmediğiniz, ya da belki de sadece merhaba dediğiniz bir insanın hayatına dokunup, onun yaşamında tahmin bile edemeyeceği bir değişikliğe sebep olup, hayatını çok farklı yönlere çekmesine sebep olabileceksiniz. Yukarıda verdiğim esnaf örneğinde maddi bir dokunuştan bahsetsem de, bu dokunuş her zaman öyle olmak zorunda değil elbet. Örneğin, sabah işe giderken tramvayda yanına oturduğunuz hanıma gülümseyerek merhaba demek, onun güne iyi başlamasına neden olacaktır. O iyi duygularla işine gidip, pozitif başladığı günü öyle devam ettirecektir. Hastane koridorunda doktor sırası beklerken yanınızda oturan yaşlı beyefendinin yere düşüp, dağılan gazetesini yerden alıp tebessümle ona vermeniz, onun gülümsemenizden cesaret alıp sizinle sohbet etmesi ve bunların onun yalnızlıktan bunalmış ruhuna bir parçacık olsun iyi gelecek olması size minnettar kalmasına yetecektir. Ya da benim son dönemlerde sıkça karşılaştığım gibi, yeni atıldığım bir işte tavsiye ettiğim sağlık destek ürünlerinden ötürü ağrıları azalan ve yıllarca çözüm arayıp bulamadıkları sorunlarının artık onları daha az rahatsız eder hale gelmesi, aynı zamanda benimle birlikte ekibimde çalışan, yıllarca ev hanımlığı yapmış, eşi ve çocukları için saçını süpürge etmiş, ama bende kendimi artık değerli ve bir işe yarar hissetmek istiyorum deyip bana evet demiş, bu iş sebebiyle aile bütçesine katkıda bulunduğu için kendini mutlu, gururlu ve bir işe yarar hisseden hanımların bana defalarca teşekkür etmeleri gibi…

Bu dokunuşları yapmak için büyük çabalar ve emekler harcamaya gerek yok. Bazen ufak bir gülümseme kendini yanlız hisseden bir insanın yalnızlığını bir nebze olsun azaltmaya, küçük bir sohbet karşı tarafın kendini değerli hissetmesine sebebiyet verebilir.
Peki hep ben mi insanların hayatlarına dokunup, onları mutlu edeceğim? Neden benimkine dokunan olmuyor? Benim ihtiyacım olduğu zaman niye kimse bana yardım elini uzatmıyor? Sıkıntılarım ile hep kendim yalnız mücadele etmek zorunda kalıyorum. Hep kendim başarmak zorunda kalıyorum. Ben inanıyorum ki, hepimizin hayatına zamanla birileri girip, dokunup, gitmiştir. Ya da hala yanındadır. Düşündüğümüzde mutlaka bazı isimler aklımıza gelecektir. Bazı kişiler hayatımıza girer, ya da biz onların hayatlarına gireriz, içinde oldukları sorundan sıyrıldıktan sonra da çıkar gideriz. Bunun üzerinde çok da durmamak gerek. Ama hala sizi bırakmamış ve yanınızda olan ve hiç ummadığınız bir anda gelip, hayatınıza dokunmuş ve hayatımızın gidişatını değiştirmiş olanlar varsa da kıymetlerini bilmek, dört elle sarılmak gerek onlara.

Hayatına dokunabildiğim ve benim hayatıma dokunmuş, gerek hala benimle olan ve gerekse yollarımızı ayırmak durumunda kaldığım tüm dostlarıma selam olsun…

Zülbiye Ayaz
27 Mayıs 2016

Reklamlar

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN